Bu ülkede çok uzun zamandır şiir konuşulmuyor, okunmuyor. Müşfik Kenter ile birlikte yıllar önce bitti. Selçuk Yöntem sustu. Çünkü edebiyattan anlayan, dizeleri anlamlandıran kalmadı. Kitap okuma oranı her seviyede çok çok düşük.

Hepimiz, sosyal medyadaki basit romantizm söylemlerine ve yüzeysel  Dalay Lama öğretilerine tutunduk.

En düzeylilerimiz,  her akşam ıvır zıvır cıvıklıktaki tüm dizileri  izliyor. Güzelim klasik filmler, romanlar, müzikaller,  rafa kalktı.

Klasik müzik dinleyen, operaya, tiyatroya giden elin parmakları kadar. Bu konuda en duyarlı ve donanımlı  kent yine İzmir. Bereket, birçok sanatsal etkinlikler, İzmir’de ya düşük ücretli, ya da ücretsiz olarak  halka sunuluyor.

İstanbul’da  gidilebilecek  etkinliklerin  çoğunun bilet fiyatları uçuk.  Dört kişilik bir aile, bir emekli maaşını yatırmak zorunda.

…..

Eskiden operalar, tiyatrolar şık giyinmiş erkeklerle, tuvaletli zarif kadınlarla dolar taşar, sanat olayları her zaman ülkenin  baş gündemine otururdu. O zaman devlet erkanından, çeşitli kademelerdeki üst düzey yöneticiler, bu tiyatro oyunlarının, konserlerinin, balelerinin hiçbirini kaçırmazdı.

Kendini aşmış, kaliteli ve güngörmüş bürokratlar,  kendilerini hicveden sanatçıları alkışlar, karikatürleri gülerek karşılar, olumsuz eleştirileri de dikkate alırdı. Hiçbir sanatçı, yazar, yazdıklarından, sanatsal kurgularından, hicivlerinden ötürü hapse gireceği korkusu yaşamazdı.

Bu siyasetçiler arasında, çok sayıda  şiir ve kitap yazanlar, beste ve güfte yapanlar olurdu. Çoğunun elinden kitap düşmezdi.

Şimdiki siyasetçilerin, ülke yöneticilerinin, milletvekillerinin içinde, yaptığı uzun yolculuklarda kitap okuyanına, sanatın herhangi bir koluyla uğraşana hiç rastlamadık.

Artık tiyatroların protokol koltukları boş duruyor.

Bu koltuklar, bir gün sanatsever ve sanattan anlayan, aydın, kültürlü ülke yöneticiler gelir de yerlerini alır diye mahzun, üzgün beklemekteler.