Yeşile doyulan bir coğrafyadan, bol su ama biraz maki tarzı coğrafyaya evrilme vaktidir. Sabah erkenden Mostar'a hareket edilir. Zira, yol dar ve bol virajlı bir görünümdedir. Coğrafya sarp, yol boyunca yıkılmış, yakılmış kasabalarda küçük çapta da olsa Ortodosk kiliseler, şapeller eşlik eder. Sırp bölgesi çok yoğun nüfusa sahip değildir. 2 saatin sonunda İzmir Şirincevari, Neretva nehrinin kenarında POÇİTEL köyünde mola verilir. Hemen yanında katolik yerleşimleri, yanı başında savaştan yıkılmış evler. Onarılmış, onarılmayı bekleyen Hersek coğrafyasında yıkım gerçekten Boşnakları harap etmiştir. Tarihi Osmanlı evleri, camisi, han ve medrese yapıları Mostar’da ve Saraybosna’da sizleri nelerin beklediğinin adeta habercisidir. Bakalım Evliya Çelebi 1664’te ne demiş:”Poçitel Kalesi küçük ama sağlam bir yapı. Kalede surların, kulelerin ve komutan konutunun yanı sıra ambar ve küçük bir cami de yer almakta. Kale dışında 150 hane var. Evler taş tuğla ve kiremitten yapılma. 1562’de yapılmış bir de köy camii var.”
 
Sonrasında Blagay tekkesine rahvan olunur. Sarı Saltuk gibi önemli bir Bektaşi ismine ait türbenin 12’sinden biri burada kabul edilir. Otoparktan güzel bir yürüyüşle hediyelik eşya dükkanlarının yanından tekkeye varılır. Giriş 2 KM’dir. Neretva nehrinin bir kolunu oluşturan Buna'nın doğduğu mağara kenarına yapılan tekkeden, harika fotoğraflar çekilir. Zaman müsaitse restoranlarda alabalık yenilebilir. Bektaşi büyükleri sayesinde coğrafya hızla İslamı seçmiş ve hala müslümandır. Savaşın çarpık yüzü kendini mezarlıklarda maalesef göstermektedir. Öğle vakti Mostar’da olmak gerekir, yazın 40 derece olduğu, sıcak ve hala hüznü bağrında barındıran Mostar’da.
 
Köprü bekçisi 'MOSTARİ'den adını alan Mostar; hoşgörünün kol gezdiği, Yugoslavya’nın renkli evliliklerine sahneyken şimdi keskin Katolik-Müslüman ayrılığında patlamaya hazır bomba gibi beklemektedir. Eski Mostar’da minareler aynı yükseklikteyken, yeni yapılan katolik kilisesi 114 m’yi aşan kulesiyle adeta meydan okur. Neretva’nın yapımına neden olduğu tarihi köprüsü, nehre atlamayı bekleyen atletik yerlileriyle doludur. Atlamadan önce gönüllü paraları toplanır turistlerden ve hoop 30 metreden nehre uçulur.17.yüzyılın sonu Hayrettin Paşa tarafından uzun bir deneyimden sonra inşa edilmiş köprü, Hersek’in başkenti Mostar'ın simgesiyken,1994’te Hırvat ordusunun yardımıyla topçu atışıyla yerle bir olmuş ve sonrasında Türkiye, İtalya, Hollanda başta olmak üzere konsorsiyum öncülüğünde yeniden ayağa kaldırılmıştır. Kaldırım taşlarının yuvarlak oluşu, çatılardaki bileğ taşlarının canlılığı, ezanın ve çanın birbirine karıştığı zamanlar, onlarca hediyelik dükkanlar sizi keyifllendiren başlıca nedenleridir. Taurus restoran  eski  küçük Mostar köprüsünün yanında sizi ulusal tabağıyla ve güzel şaraplarıyla bekler. Bayan Amnerisa sizi güler yüzüyle karşılarken, eşini savaşta yitirmenin ezikliğini içine gömmüş vakur bir Mostarlı edasına sahiptir. Yemek sonrası güzel bir Boşnak kahvesi yanında lokum harika kombinasyondur. Gezilecek sadece eski şehir olunca, yapılması gereken köprü ayaklarının yaslandığı kayalara inip oradan fotoğraflar çekmektir. Eski şehirin sonunda, Habsburg dönemi yapıların başladığı binalar Yugoslavya savaşının unutulmayacak izlerine sahiptir. Mutlaka görülmeli ve etnik zenginliğin faşist zihniyetlerin elinde nasıl yıkıma konu olduğu idrak edilmelidir. Onlarca cami, medrese ve konsolosluğumuzda eski Mostar’da yer alır. Dileyen kendi ilgisine göre ve ehemmiyetiyle bu yapıları gezebilir. Sonrasında meşhur barış kulesi önünden otobüse binilerek Bosna Hersek'in başkenti Sarejova'ya hareket edilir. Yeşilin her tonu bütünleştiği nehirler ve Tito zamanı inşa edildiği barajlarıyla insanı ''hadi mayonu da giy gel'' diyerek baştan çıkarmaktadır. Tüneller, irili ufaklı onlarca baraj kompleksleri, yeşilin koyu tonuna hakim ormanlar, meşe kümecikleri Saraybosna’ya kadar abartısız sizi takip eder. Ama bu güzergahta, ısrarla kuzu eti yemek ve coğrafyanın tadını çıkarmak için Jablanica yakınlarında Zdrava Voda’da mola vermelisiniz. Su değirmenlerinin çevirdiği kuzular hayatınızda tadacağınız en leziz et parçaları olacaktır. Bu tat daha damağınızda yerini kaybetmeden, Partizanların Hitler ordusu yük vagonlarını patlattığı  Jablanica'da kısa bir fotoğraf molasına durulmalıdır. 
 
Akşam üzeri yoğun bir günün sonuna gelinir. Ama gün bitmemiş ve Saraybosna'nın keşfi başlayacaktır. Gelecek hafta, biraz Tito, biraz 94 savaşı ve Boşnaklardan bahsetmek istiyorum. Hem Saraybosna'yı gezerken, hem de bağrından 7 ülke çıkaran Yugoslavya’dan anlatmak arzusundayım.
Kalın sağlıcakla…
Yücel Taşyürek
Gezi Rehberi